ÎMAN ve İSLÂM

بسم الله الرحمن الرحيم
Tıkla>>İMAN ve İSLAM

BESMELE

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيمِ

25 Eylül 2007 Salı

Örnek Davranış

HAZRETI ÖMER'IN BIR ÖRNEK HAREKETI

Hazreti Ömer (r.a.) hilâfeti zamanında, 400 dirhem paraya muhtaç olmuş ve bu parayı da Abdurrahman b. Avf hazretlerinden istemişti. Abdurrahman b. Avf hazretleri, Hazreti Ömer'e, para yerine şu telkinde bulundu: — Ya Ömer! Parayı benden mi istiyorsun? Halbuki Beyt'ül Mal senin elindedir... Parayi oradan al, sonra iade edersin... Hayatı, adalet timsali olan hazreti Ömer, Abdurrahman b. Avf hazretlerine şu cevabı verdi: — Ya Abdurrahman! Parayı senden istiyorum... Zira bir emri ilahî vukuunda veya borcu ödeyememe gibi bir durumda seninle helâllaşmak kolay olur. Ya mirasımdan bir miktar ayırtırım, yahut helâllaşırız. Ama ben, bu borçlanmayı devlet hazinesine yaparsam, bütün Müslümanlarla helâllaşmak lâzim gelir ki, bu da mümkün değildir. O takdirde, ne benim malım onu ödemeye kafi gelir, ne de sevabım, ahirette beni kurtarır. Bu kadar ağır bir yükün altına girmeye edemedim, ya Abdurrahman!

YEME-IÇME ÂDÂBI

Çok sıcakken yememek, sıcaklığından dolayi yemeğe üflememek yemeğin adâbındandır. Resûl-i Ekrem Efendimiz bunu mekruh görmektedir. Tıp, yemeğe üflemeyi nefesteki mikrobun yemeğe sıçraması şeklinde izah etmektedir.

Besmele ile başlanan yemekte mutlaka sağ el kullanılmalı, sağ elle yenip sağ elle içilmelidir. Ancak, ihtiyaç halinde sol eli de yardimci olarak kullanmak mekruh degildir. “Sir’atü’l-Islâm”da bu husus kaydedilirken şöyle denmektedir:

— Resûlüllah Efendimiz sağ eline ekmeği, (sol eline) de karpuzu alır, bir ekmekten, bir de karpuzdan yerdi... Yemek yerken, ihtiyaç oldukça sol el de yardım için kullanılabilir.

EVLÂDIN VAZIFELERI

Allâhü Teâlâ, Kur’ân’ı Kerim’de kendisine ibâdeti emretti. Kendisine ibâdetten sonra ana ve babaya itâati bildirdi. insanın varlığının hakîkî sebebi Allahü Teâlâ’nın yaratmasi, zâhirî sebebi de ana ve babasıdır.

Evlâdın ana ve babasına karşı vazifelerinden bazıları şunlardır;

  1. Onların yiyeceklerini ve içeceklerini temin etmek,
  2. Giyeceklerini temin etmek,
  3. Hizmete muhtaç iseler onların hizmetini görmek,
  4. Kendisini çağırdıkları zaman hemen yanına gitmek,
  5. Günah olmayan emirlerini yerine getirmek,
  6. Onlarla konusurken yumusak konusmak,
  7. Onlari isimleriyle çağırmamak,
  8. Onlarla beraber yürürken arkalarından gitmek,
  9. Kendisi için istedigini onlar için de istemek, istemedigini onlar için de istememek,
  10. Kendisi için dua ettigin de, onlar içinde, af ve magfiret dilemek.

7 Eylül 2007 Cuma

Erkek Âilenin Reisidir

  1. Dînimize göre erkek, âilenin reîsi ve mes’ûlüdür. O, hayatın meşakkatlerine göğüs germiş, maîşet yükünü yüklenmiş, kadının nafakasını da üzerine almıştır. Erkek bu ağır vazîfeye karşı, kadından meşrû işlerde kendisine itâat hakkına mâliktir. İyi kadınlar itâatli olanlardır. Nitekim hadîs-i şerîfde: "Kadın beş vakit namazını kılar, yılda bir ay orucunu tutar, nâmûsunu korur ve kocasına itâat ederse, Cennet kapılarından dilediğinden girsin!" (1) buyurulur. Başka bir hadîs-i şerîfte de:
  2. "Eğer bir kimseye, Allâh’dan başka birine secde etmesini emredecek olsam, kadınlara, kocalarına secde etmelerini emrederdim. Bunun sebebi, Allâh’ın erkekler için kadınlar üzerine kıldığı haklardır." (2) buyurulur.
  3. Kadın, kocasının evinde bir bekçidir, muhâfızdır. Kocasının malını muhâfaza, çocuklarını terbiye etmekle mükellef olduğu gibi, nâmûsunu da haramdan koruyacaktır. Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, bir hadîs-i şerîflerinde erkeklerin kadınlar üzerindeki haklarını:
  4. "Yatağınızı başkalarına çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimselerin evlerinize girmelerine izin vermemeleri.." (3) diye özetler.

    Kur’ân-ı Kerîm’de:
    "İyi kadınlar, itâatli olanlardır. Allâh kendi haklarını nasıl korudu ise, onlar da öylece göze görünmeyeni koruyanlardır." (4) buyurulur.
  5. Burada "göze görünmeyen" tâbirinde, erkeğin malı, âile sırları, nâmûsu, hattâ kadının karnındaki çocuk dâhildir. Kadının bunları muhâfaza etmesi, çocuğunu düşürmemesi lâzımdır. Kadın, ancak bu şekilde en büyük dînî vazîfelerinin bir kısmını yerine getirmiş olur.
  6. Erkek de, kadına her zaman saygı gösterir. Âile işlerinde kadını ortak yapar. Erkeklik şânına yaraşır bir tarzda kadını himâyesine alır. Kadın zengin bile olsa erkek, kadının nafakasını tedârike mecburdur. Kadın, erkek gibi tahsîl yapar. Âlim olur. Müftü olur. Hukuk hâkimi olur. Yalnız halîfe olamaz (5). Nitekim İslâm kadınları arasında pek çok âlimler ve ârifler yetişmiştir.
    __________
    Kaynak:
    (1) et-Tebrizî, a.g.e., c. II, s. 202.
    (2) et-Tebrizî, a.g.e., c. II, s. 203.
    (3) et-Tâc, c. II, s. 314.
    (4) en-Nisâ: 34.
    (5) M. Zekâi Konrapa, Peygamberimiz, s. 451.

Ana Gibi Yar Olmaz

"Ana gibi yâr, vatan gibi diyâr olmaz."

Hakîkaten dünyâyı diyâr diyâr gezsek, anamız gibi bizi bağrına basarak sevecek ve şefkatle kucaklayacak bir ana bulamayız. İnsan, hanımı gibisini veya ondan daha iyisini her yerde bulabilir, fakat ana gibisini hiç bir diyârda bulamaz.
Âile içinde çocuk üzerinde en çok hakkı olan ve hizmeti geçen annedir. Anne, hâmile kaldığı andan itibâren çocuk yüzünden sıkıntı çekmeye başlar. Doğum sırasında bu sıkıntı, zirveye ulaşır. Kimi zaman doğum, annenin hayâtına mâl olur.


Annenin esas hizmeti, doğumdan sonra başlar. Çocuğun emzirilmesi, giydirilmesi, temizliğinin yapılması, terbiye edilmesi ve tedâvîsi gibi ardı arkası kesilmeden ömür boyu sürecek bir hizmet dönemi içersine girer.
Cenâb-ı Hakk’ın özellikle annelere lutfettiği şefkat duygusu, anneleri; istirâhatini, sıhhatini, yeme-içme ve giyinmesini düşünmeden bütün imkânlarıyla çocuğuna hizmete sevkeder.


Annenin bu sonu ve sınırı olmayan fedâkârlıklarının bedelini, evlâdın maddî bir karşlıkla ödemesi mümkün değildir.
Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz’in huzuruna bir adam geldi ve:"Yâ Rasûlallâh! Anam iyice ihtiyarladı. Ben onu kendi ellerimle yediriyor, içiriyor ve sırtımda taşıyorum.. Hâsılı her türlü ihtiyâcını karşılıyorum.. Mükâfâta hak kazandım mı?." dedi.


Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz cevâben:"Hayır, bu senin yaptıkların, ananın senin üzerindeki haklarının yüzde birine bile karşılık değildir. Fakat sen, iyilik ediyorsun. Allâh sana bu az iyilik karşılığında çok sevap verir." buyurdular. (1)


Hz. Peygamber (s.a.v.)’in:"Cennet annelerin ayakları altındadır." (2) 

hadîs-i şerîfi de annelerin lâyık oldukları yüce mertebeyi belirlemekte ve erkekle eşit olmaktan öte üstün haklara sahib bulunduklarına işaret etmektedir.
İbn-i Amr (r.a.) anlatıyor:"Bir adam cihâda iştirâk etmek için Hz. Peygamber (s.a.v.)’den izin istedi. 

Rasûlullâh (s.a.v.):"Annen, baban sağ mı?" diye sordu. Adam:"Evet." deyince Rasûlullâh (s.a.v.):"Onlara hizmet de cihâd sayılır, sen onlara hizmet ederek cihâd yap!" buyurdu. (3)

_____________
Kaynak:
(1) Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri, c. III, s: 9.
(2) el-Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, c. I, s. 335.
(3) Buhârî, Cihâd, 138.

6 Eylül 2007 Perşembe

Anne Olmak Şerefi

Kadınlık meziyetlerinin başında anne olmak şerefi gelir. Annelik, bir gönül ve mânâ şiiridir. Toplumu ihyâ edip âbâd eden de ve tersine berbâd eden de yine annedir. Toplumun kurtuluşu, hakîkî annelerin yetiştirilmesiyle mümkündür.

İslâmiyet, anne olmak sıfatıyla kadına en yüksek ve pek muhterem bir mevkî vermiştir. Târihin çeşitli dönemlerinde zillet ve hakâret içinde yaşayan kadın, lâyık olduğu en yüksek şerefe İslâm sâyesinde kavuşmuştur.

Herkese iyilik etmeyi, herkesin hakkını gözetmeyi emreden İslâm Dîni, kişinin babasına, özellikle annesine karşı en iyi şekilde davranmasını, haklarına dikkatle riâyet etmesini emretmiştir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulmuştur:
"Biz insana ana-babasını (onlara iyilik yapmasını) da tavsiye ettik. Anası onu (karnında) meşakkat üstüne meşekkatle taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl sürmüştür. Bana, ana ve babana şükret! Dönüşün ancak banadır (dedik).." (1)
Gerçek anne, hayâtı boyunca maddesini ve mânâsını evlâdına fedâ eder. Anne, yavrusunu bir müddet cisminde, ondan sonra kollarında ve hayâtı boyunca kabre kadar da kalbinde taşır. (2)

Abdullâh b. Mes’ûd (r.a.) der ki: Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)’e:
"Allah katında en sevgili amel hangisidir?" diye sordum. Şöyle buyurdular: "Vaktinde kılınan namazdır." "Namazdan sonra hangisi daha sevgilidir?" diye tekrar sorduğumda:
"Anaya babaya iyilik etmektir." buyurdular.
Bunlardan sonra hangisinin en sevgili olduğunu sordum:
"Allah yolunda cihaddır.." buyurdular. (3)
Müslüman olmasa dahi, anneye iyilik etmenin İslâmî açıdan ne kadar önemli olduğunu Hz. Ebûbekir (r.a.)’ın kızı Hz. Esmâ’ (r. anha)’nın şu rivâyeti apaçık bir şekilde ortaya koymaktadır:

"Müşrike olan (Allâh’a ortak koşan) annem Rasûlullah (s.a.v.) zamanında bana gelmişti. Rasûlullah (s.a.v.)’den sordum ve dedim ki:
"Anam geldi. Bana ümid bağlamıştır. Ben onu görüp gözetebilir miyim?" Rasûlullah (s.a.v.):
"Evet, ananı görüp gözet!" buyurdu. (4)
Ana-babaya itâat, Kur’ân-ı Kerîm’de ısrarla tavsiye edilmiştir. Konu ile ilgili olarak İsrâ Sûresi 23 ve 24. âyetlerinde şöyle buyurulur:

"Rabbin, "Kendinden başkasına kulluk etmeyin. Ana-babaya iyi muâmele edin!" diye hükmetti. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin nezdinde ihtiyarlığa ererlerse, onlara "öff!." (bile) deme! Onları azarlama! Onlara çok güzel (ve tatlı) söz (ler) söyle! Onlara acıyarak tevâzû kanadını (yerlere kadar) indir! Ve: Yâ Rab! Onlar beni çocukken nasıl terbiye ettilerse, sen de kendilerini (öylece) esirge!. de.."

Hz. Peygamber (s.a.v.), ana-babaya iyi muâmele hakkında:
"Siz iffetli olun ki, hanımlarınız da iffetli olsun! Siz ana-babanıza iyi davranın ki, evlâdlarınız da size iyi davransınlar!" buyurur. (5)
Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor:
Hz. Peygamber (s.a.v.) birgün;
"Burnu sürtülsün!. Burnu sürtülsün!. Burnu sürtülsün!." buyurdu.
"Kimin burnu sürtülsün ey Allâh’ın Rasûlü?." diye sorulunca, şu açıklamada bulundu:
"Ana-babasının her ikisinin veya sadece birinin yaşlılığına ulaştığı halde cennete giremeyenin..." (6)
Ana ve babaların en itâat ve hizmete ihtiyaç duydukları ihtiyarlık çağlarında onlara gereken hizmet, hürmet ve şefkati göstermeyip, Cenâb-ı Hakk’ın rızâsını ve cenneti kazanamayan çocukların elbette burunları sürtülmeyi hak etmiş olurlar.
İslâm Dîni, ana-babaya itâate son derece önem vermiş, ana-babaya karşı gelmeyi de büyük günahlar arasında saymıştır.

Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz, bu konuda şöyle buyurmuşlardır:
"Büyük günahlar; Allâh’a eş koşmak, ana-babaya âsî olmak, haksız yere adam öldürmek ve yalan yere yemîn etmektir." (7)
Yine Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz:
"Bir kimsenin ana ve babasına sövmesi büyük günahlardandır." buyurmuşlardı.
Ashâb-ı kirâm:
"Yâ Rasûlallah! Bir adam ana ve babasına söver mi?" dediler. Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de:
"Evet, bir kimse başkasının babasına söver, o da buna karşılık onun babasına söver. (Eğer yine bir kimse) başkasının anasına söverse, o da onun anasına söver." buyurdu. (8)

Diğer bir hadîs-i şerîfde de Peygamber (s.a.v.) Efendimiz:
"En büyük günahlardan size haber vereyim mi?" buyurdu.
Ashâb-ı kirâm da:
"Evet Yâ Rasûlallah!" deyince Peygamber (s.a.v.) Efendimiz:
"Allâh’a eş koşmak, ana ve babaya âsî olmak.." buyurdu. Dayanmış olduğu yerden doğrulup oturdu ve:
"Haberiniz olsun, aman yalan sözden ve yalan şehâdetten sakınınız!" buyurdu. Ve bu cümleyi defalarca tekrarladı. (9) *

Ana ve babaların emir ve istekleri, dîne uygun olduğu sürece yerine getirilir. Dîne aykırı olan emirlerine itâat edilmez. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de Lokman Sûresi’nin 15. âyetinde:
"Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itâat etme! (Ancak) onlarla dünyada iyi geçin!.." buyurulur.
Bu âyet-i kerîmenin nüzûl sebebi, Sa’d b. Ebî Vakkâs Hazretleri’nin müslüman olmasıdır. Hz. Sa’d (r.a.), Hz. Ebûbekir (r.a.)’ın vâsıtası ile müslüman olunca annesi, öfkesinden üç gün yememiş, içmemiş ve tâkatten düşmüştü. Bunu gören Hz. Sa’d (r.a.):

"Anneciğim!
Allâh’ı ve Rasûlü’nü senden daha çok seviyorum. Vallâhi senin bin canın olsa ve bunları, birer birer İslâmiyet’i bırakmam için versen, ben yine dînimden vazgeçmem!.. Artık dilersen ye, dilersen yeme!." demişti.
Bunun üzerine annesi, oğlunun îmânındaki sebât ve kararlılığını görünce çâresiz kalarak yemeğini yemiştir. (10)
_________
Kaynak:
(1) Lokman: 14.
(2) Osman Topbaş, Murâdiye Eğt. Kurumları Derg. S: 1, s: 5.
(3) Riyâzu’s-Sâlihîn ve Terc. c. I, s: 347.
(4) Riyâzu’s-Sâlihîn ve Terc. c. I, s: 356.
(5) Münâvî, Feydu’l-Kadir, c. IV, s: 318.
(6) Müslim, Birr, IX, 251.
(7) Riyâzu’s-Sâlihîn ve Terc. c. I, s: 369.
(8) Riyâzu’s-Sâlihîn ve Terc. c. I, s: 369.
(9) Riyâzu’s-Sâlihîn ve Terc. c. I, s: 368.
(10) Mustafa Eriş, Seâdet Çağından Sîmâlar, s: 65.

Kadın

İslâm Dîni, kadına en büyük değeri vermiş ve onun namuslu, temiz, vakarlı, haysiyetli ve şerefli bir tarzda yaşamasını sağlamıştır. İslâm nazarında kadın, şefkat, merhamet, hürmet duyulması ve nezâket gösterilmesi gereken asîl ve nezîh bir varlıktır. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, kadınların nârin, nâzik ve kibâr olduklarına işâretle, onların hiç kırılmaması ve incitilmemesi gerektiğini tavsiye etmişlerdir. Bir hadîs-i şerîflerinde:

"... Kadınlar hakkında hayırlı olup nezâketle muâmele etmenize dâir vasiyyetime itâat ediniz! Çünkü onlar eğe kemiğinden yaratılmıştır. Eğe kemiğinin en eğri tarafı üst kısmı (ortası) dır. Eğer sen onu doğrultmaya uğraşırsan, kırarsın; kendi hâline bırakırsan, daima eğri kalır. O halde kadınlar hakkında hayır öğüdüme dikkat ediniz!" (1) buyurur.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ilk defâ inanan ve O’na en büyük desteği veren Hz. Hatîce (r.anha) vâlidemizdir. Nitekim Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz, Hz. Hatîce (r.anha) vâlidemiz hakkında şöyle buyurur:

"Allâh bana Hatîce’den hayırlı bir kadın vermemiştir. Bütün insanlar beni yalanlarken, O beni tasdîk etmiş; insanlar benden kaçarken, O beni malı ile desteklemiştir. Ve Allâh bana başka hanımlardan değil, O’ndan çocuk ihsân etmiştir." (2)

Kadın, aynı zamanda ilk İslâm şehîdidir. Hz. Ammâr (r.a.)’ın annesi Hz. Sümeyye (r.anha), Mekke’de müslümanlığı ilk kabul edenlerden ve bu yüzden dayanılmaz işkencelere uğrayanlardandı. Kendisine İslâm’dan ayrılması için yapılan her türlü eziyet ve zulme rağmen, hak yoldan dönmedi. Sonunda Sümeyye (r.anha), Ebû Cehl’in süngüsü altında can vermiş ve Allâh yolunda ilk İslâm şehîdi olmak şeref ve mertebesine erişmiştir. (3)

Kur’ân-ı Kerîm’de "en-Nisâ"(Kadınlar) isimli, yüz yetmiş altı âyetlik uzun bir sûre olduğu gibi, ayrıca "Meryem" diye Hz. Îsâ (a.s.)’ın annesine atfedilen doksan sekiz âyetlik müstakil bir sûre daha vardır. Bunlardan başka; "en-Nûr, el-Ahzâb, el-Mümtehine, et-Tahrîm ve et-Talâk" sûreleri de kadınlarla ilgili çeşitli konuları içine almaktadır.

İslâm Dîni’nde kadın, âile ocağında temel eğitimi veren ilk öğretmen ve mükemmel bir eğitimcidir. Çocuğun terbiyesi, yetişmesi, her yönden gelişmesi, daha küçük yaşta iken güzel alışkanlıklar kazanması ve faydalı bilgilerle donatılması husûsunda annenin rolü çok büyüktür. Baba, evin nafakasının temini için ömrünün ekserîsini âilesinden dışarıda geçirmekte, çocuğu ile yeteri kadar meşgul olamamaktadır. Bu durumda, çocuğu asıl yetiştiren ve terbiye eden anne olmaktadır. Nitekim peygamberler, mürşid-i kâmiller, velîler, sultanlar ve daha nice büyük insanlar, hep mümtaz annelerin kucaklarında yetişmişlerdir.

Ahlâk kitaplarımızda; çarşıdan alınan değişik yeni bir şeyi, çocuklara bölüştürürken önce kızlardan başlanarak ikrâm edilmesi tavsiye edilmiş, kız çocukları daha hassas ve nâziktirler, diye düşünülmüştür.

Kız çocuklarının bakımı ve terbiyesi için her türlü fedâkârlıkta bulunan anne ve babaların, büyük fazîlet ve ecir sâhibi olacaklarını Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, şu hadîs-i şerîfleriyle beyân buyurmuşlardır:

"Kim, (iki veya üç) kız çocuğunu erginlik çağına erişinceye kadar besleyip büyütürse, kıyâmet gününde -iki parmağını birleştirerek- onunla şöylece beraber oluruz." (4)

Bu da, yüce dînimizin kadına verdiği üstün değeri gösterir.
______
Kaynaklar:
(1) Buhârî, Enbiyâ, 1.
(2) İbn-i Hâcer, el-İsâbe, c. IV, s. 275.
(3) İbn-i Hâcer, a.g.e., c. IV, s. 327.
(4) Müslim, c. IV, s. 2028.

1 Eylül 2007 Cumartesi

Evlilikte Yasak Olanlar.

Haram kılınmış, evlenmesi yasaklanmış kadınlar. Kendileriyle evlenilmesi devamlı veya geçici olarak haram kılınmış kadınları ifade eden bir İslam hukuku terimi.

Devamlı olarak evlenme yasağı doğuran sebepler;

  1. Kan hısımlığı,
  2. Evlilikten doğan hısımlık ve
  3. Süt hısımlığı olmak üzere üçe ayrılır. Bunlara "mutlak evlenme engeli" denir.

Kendileriyle evlenilmesi ebedî olarak yasak olan hısımların, büyük bir bölümü Kur'an-ı Kerim'in şu ayetinde zikredilmiştir: "Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, babalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşin kızları, kız kardeşin kızları, sizi emziren süt analarınız, süt kardeşleriniz, karılarınızın anaları, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup himayenizde bulunan üvey kızlarınızla evlenmeniz size haram kılındı" (en-Nisâ, 4/23).

Yukarıdaki âyetten üç çeşit mutlak evlenme engeli ortaya çıkmaktadır: Kan hısımlığı, sıhrî hısımlık ve süt hısımlığı.

1) Kan hısımlığı:

Âyette, kendileriyle evlenilmesi yasaklanan kan hısımı kadınlar dört grupta toplanmaktadır.

  1. Usûl: Bir erkeğin annesi ve yukarıya doğru bütün nineleri bu erkeğe ebedi olarak haram olur.
  2. -Fürû: Bir erkeğe; kızı, oğul kızı, kızının kızı veya aşağıya doğru uzanan bütün fürun haram olur.
  3. -Ana-babanın fürûu ve bunların aşağıya doğru devam eden fürûu. Kız kardeşi, kız kardeşinin kızı, erkek kardeşinin kızı, kız kardeşinin oğlunun kızı... gibi. Burada erkek veya kız kardeşlerin ana-baba bir, yalnız baba bir veya yalnız ana bir olması hükmü etkilemez.
  4. -Dede ve ninelerin yalnız birinci derece fürûu. Halalar ve teyzeler bu yasağa girer. Çünkü onlar dede ve ninenin ilk fürûudur. Büyük hala ve büyük teyzeler de bu yasağın kapsamına girer. Çünkü bunların hepsi ana-baba dışındaki usulün ilk fürûudur.

    Yukarıdaki âyette erkek esas alınarak, evlenme yasağının sınırları çizilmiştir. Aynı hükümlerin kadın için de geçerli olduğunda şüphe yoktur. Meselâ; kadın, baba ve dede gibi hiç bir usulü ile evlenemeyeceği gibi; oğlu, oğlun oğlu, kızının oğlu gibi, erkek kardeşleri veya kız kardeşinin oğlu, dayı veya amcaları ile mutlak olarak evlenemez.

    2) Sıhrî hısımlık:

Sıhriyet, eşlerden birini diğerine bağlayan hukukî bir bağdır. Sonradan evlilik, boşanma veya ölüm gibi bir sebeple evlilik sona erse bile, sıhrî hısımlık ortadan kalkmadığı için mutlak bir evlenme engeli teşkil eder.

Sıhrî hısımlar dört grupta toplanabilir. Üvey kızlar: Bir erkek, bir. kadınla evlenir ve bu kadının başka kocadan olma kızları yahut oğlunun veya kızın kızları bulunursa, üvey baba bunlarla evlenemez. Bu engelin doğması için zifafın veya hürmet-i müsâhareyî gerektiren bir hafin meydana gelmesi gerekir (bk. en-Nisâ, 4/23).

Kayınvalideler: Bir kimseye hanımının annesi veya hanımı tarafından nineleri ile evlenmek haramdır. Burada zifaf şart olmayıp, mücerred nikâh akdi ile evlenme engeli doğar.

Baba ve dedenin karıları: Bunda da zifaf şartı aranmaz. Bir kimse üvey annesi veya üvey nineleri ile evlenemez. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: "Babalarınızla evlenmiş olan kadınlarla evlenmeyin: Ancak daha önce geçen geçmiştir. Şüphe yok ki, o bir hayasızlıktı. Allah'ın hışmına en büyük bir sebebti. O, ne kötü bir yoldu" (en-Nisa, 4/22).

Fürûun hanımları: Bir kimse oğlunun hanımı veya torunlarının hanımı ile evlenemez. Sonradan boşanma veya ölümle evlilik ortadan kalksa bile evlenme engeli devam eder. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Kendi sulbünüzden gelmiş oğullarınızın karısı... (size haram kılındı)" (en-Nisâ, 4/23).

Buna göre, himâye veya evlâtlık amacıyla alınıp büyütülen çocuklarla himâye eden veya evlat edinen arasında bir evlenme engeli doğmaz. Böyle bir erkek çocuğunun hanımı ile evlât edinen arasında da sıhrî hısımlık söz konusu olmaz. Hz. Peygamber'in, Zeynep binti Cahş ile evliliği buna delâlet eder. Zeynep (r.anhâ) önce Rasûlüllah (s.a.s)'ın evlatlığı olan Zeyd b. Hârise ile evlenmiş, imtizaç edemedikleri için geçimsizlik nedeniyle boşanmışlardı. Bundan sonra inen şu âyet-i kerime ile evlâtlık müessesesi kaldırıldı ve Zeynep'le evlenmeye izin verildi: "Şimdi, mademki Zeyd o kadından ilişiğini kesti, biz onu sana nikâhladık. Böylece, evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri zevcelerini almakta mü'minler üzerine bir günah, bir zorluk olmasın" (el-Ahzâb, 33/37).

Ebû Hanîfe, Ahmed b. Hanbel ve İmam Mâlik'ten bir rivayete göre, zinada, evlilikteki gibi sürekli evlenme engeli doğurur. Bu yüzden bir kadınla zina eden kimse, artık bu kadının usûl ve fürûu ile ebedî olarak evlenemez. İmam Şafii ve İmam Mâlik'ten başka bir rivayete göre ise, zinâ bir evlenme engeli doğurmaz. Çünkü nikâh akid anlamında olup, bu konudaki nasslar akitle ilgisi bulunmayan gayri meşrû ilişkileri kapsamına almaz. Diğer yandan haramın, helâlı haram hâline dönüştüremeyeceği hadisle sabittir. Bununla birlikte, Şâfiîlere göre, böyle bir kadınla evlenmek mekruhtur (es-Serahsî, el-Mebsût, Mısır 1324-1331/1906-1912, IV, 204 vd.; el-İhtiyâr li Ta'lîli'l-Muhtâr, III, 88; el Cassâs, Ahkamü'l-Kur'ân, (tahkik: Muhammed es-Sâdık) Kahire, t.y., II, 137; Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukî, İslâmiyye ve İstilâhâtı Fıkhıyye Kâmusu, İstanbul 1967, II, 97; M. Muhyiddin Abdülhamîd, el-Ahvâlü'ş-Şahsiyye, s. 49).

Evlilik dışı cinsel ilişkinin evlenme engeli doğurması, yüksek ahlâkî düşüncelerle kabul edilmiştir. Aile fertleri arasına fitne sokacak ve onları bunalıma itecek davranışlar yasaklanmıştır. Diğer yandan yakın hısımlarla evlenmenin tıbbî ve fizyolojik zararları düşünülürse, aynı tehlikenin zina mahsulü çocuklar hakkında söz konusu olduğunda şüphe yoktur.

3) Süt hısımlığı:

İslâm hukuku kan veya sıhriyet yoluyla doğan hısımlıktan başka, bir kadının başkasına ait bir çocuğa süt emzirmesiyle doğacak bir hısımlık daha kabul etmiştir. Burada süt emziren kadın süt ana, çocuk da süt evlat olur. Bir kadının öz çocukları ile, süt emzirdiği yabancı çocuk arasında "süt kardeşliği" doğar. İşte sütle kurulan bu hısımlık ilişkisi süt emen çocuğu, evlenme engelleri bakımından süt emziren kadının öz çocukları gibi yapar. Süt hısımlığı bazı istisnalar dışında kan hısımlığı ile aynı sonuçları doğurur.

Süt hısımlığının kaynağı İslâm'dan öncesine uzanır. Eski Araplar çocuklarını genellikle iki yaşına kadar süt anneye bırakırlardı.

Allah Teâla şöyle buyurur: "Sizi emziren süt analarınız ve süt kardeşleriniz (size haram kılındı)" (en-Nisâ, 4/23). Âyette, diğer süt hısımlarına temas edilmemiş, Hz. Peygamber'in şu hadisi bu konudaki genel prensibi getirmiştir: "Nesep bakımından haram olanlar, süt cihetiyle de haramdırlar" (Buhârî, Şehâdât, 7; Müslim, Radâ, 1). Süt hısımlığı doğması için, emmenin Ebû Hanîfe'ye göre, ilk otuz ay, Ebû Hanîfe dışındaki Ebû Yusuf, İmam Muhammed ve diğer ûç mezhep imamına göre ise ilk iki yaş içinde olması gerekir (bk. el Bakara, 2/233; el-Ahkâf, 46/15; Buhârî, Nikâh, 21).

Süt emziren kadının kocası süt baba, diğer hısımlar, nesep hısımlığında olduğu gibi süt dede, süt nine, süt amca, süt dayı, süt hala vb. adlarını alırlar. Bu duruma göre, süt hısımlığından doğan evlenme yasaklarını dört grupta toplayabiliriz:

Usûl: Bir kimse süt anası ve süt nineleri ile evlenemez.

Fürû: Bir süt baba, süt kızı ve aşağıya doğru süt torunları ile evlenemez. Aynî hüküm süt anne için de geçerlidir. Süt anne süt oğlu ve onun torunları ile evlenemez.

Kardeşler: Süt emen çocuk, ana baba, bir baba bir veya ana bir süt kardeşleri ve bunların fürûu ile evlenemez.

Usûlün ilk fürûu: Süt emen süt cihetinden hala, teyze, amca ve dayı ile evlenemez.

Süt hısımları her nasılsa evlenmişlerse Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'e göre nikâh akitleri batıldır. Ancak Ebû Hanîfe böyle bir nikâhı fasit sayar (bk. "Nikâh" maddesi), süt hısımları birbirine yabancı olmazlar. Bir fitne tehlikesi olmadıkça, birbirine bakabilirler. Süt emmekle şer'î bir hısımlık meydana gelirse de, bununla nafaka, miras, şahitliğin reddi, nikâh ve mal velâyeti gibi diğer nesep hükümleri sabit olmaz. Çünkü nesep, süt vermekten daha kuvvetlidir. Bu yüzden bir süt ana, süt evlâdından nafaka isteyemez, ona mirasçı olamaz ve bu çocuk üzerinde velâyet iddiasında bulunamaz (bk. İbnü'l-Hümâm, Fethu'l-Kadîr, Bulak-Mısır 1315-1317, II, 2 vd.; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-Müctehid, II, 31; Sahîh-i Müslim (Terc. ve Şerh, A. Davudoğlu), VII, 368-370; Hamdi Döndüren, a.g.e., s. 216 vd.).

Geçici Evlenme Engelleri:

Mutlak evlenme engelleri hiçbir şekilde ortadan kalkmazken, geçici veya nisbî evlenme engelleri belirli hallerde ortadan kalkabilir ve önceden evlenmeleri yasak olanlar geçerli bir şekilde evlenebilirler. Geçici evlenme engelleri; din ayrılığı, dört kadınla evli olma, üçlü boşama, bekleme süreleri, başkası ile evli bulunma, iki hısımla birden evlenmek gibi başlıklar altında toplanabilir. Bunları kısaca açıklayacağız.

1) Din ayrılığı:

Evlilik hayatı, karıkoca arasında karşılıklı sevgi, saygı ve anlaşmanın bulunmasını gerektirir. Aynı dine mensup olanlar farklı dine inananlardan daha kolay ve daha iyi anlaşırlar. Eşlerin farklı dinden olması, doğacak çocukların dinî ve ahlâkî eğitimlerini de etkiler. Bu yüzden İslâm'da olduğu kadar, Hristiyanlık ve Yahudilikte de din ayrılığı bir evlenme engeli sayılmıştır.

Müslüman erkek veya kadın, müşriklerle evlenemez. Müşrik kapsamına puta tapanlar girdiği gibi aya, güneşe, ateşe ve tabiat güçlerine tapanlarda girer. Hiç bir dine bağlı olmayan ateistlerde yasak kapsamındadır.

Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Allah'a ortak koşan kadınlarla, onlar imana gelinceye kadar evlenmeyin. Şüphesiz inanmış bir câriye, hoşunuza gitse bile, müşrik bir kadından daha hayırlıdır. İslâm'ı kabul etmedikçe mü'min kadınları müşrik erkeklere nikâhlamayınız. Çünkü mü'min bir köle, hoşunuza gitse bile müşrik erkekten daha hayırlıdır" (el-Bakara, 2/21). Bu yasağa uymadan yapılacak bir nikâh akdi bâtıldır.

Bugünkü Hristiyan ve Yahudilerin akîdelerinde Allah'a şirk unsurları bulunduğu (bk. el-Mâide, 5/5, 72; et-Tevbe, 9/30) öne sürülerek onların da müşrik kapsamına girdiği söylenebilir. Ancak çoğunluk İslâm fakihlerine göre, müşriklerle evlenme yasağı bildiren el-Bakara Sûresi 21 nci âyeti, aşağıdaki âyetin hükmü tarafından tahsis edilmiştir ve ehl-i kitap kadınları ile evlenmeye izin verilmiştir: "Namuslu, zinaya sapmamış ve gizli dostlar da edinmemiş insanlar hâlinde yaşamanız şartıyla mü'minlerden hür ve iffetli kadınlarla, kendilerine sizden önce kitap verilenlerden yine hür ve iffetli kadınlar dahi, siz onların mehirlerini verip, nikâh edince (size helâldir)" (el-Mâide, 5/5). Ancak İslâm toplumuna düşman olan harbî ve ehl-i kitap olan bir kadınla evlenmek mekruh olup, bu konuda İslâm fakihleri arasında görüş birliği vardır (el-Kâsânî, Bedâyiu's-Sanâyi', Mısır 1327-28/1909, 1910, II, 271; İbnü'l-Hümâm, a.g.e., II, 372 vd.; el-Cassâs, a.g.e., II, 324; es-Sâbûnî, Tefsîru Âyâti'l-Ahkâm, Dımaşk 1397/1977, II, 564).

2) Üçlü boşamadan doğan evlenme engeli:

İslâm hukuku kocaya ve bazı durumlarda da kadına boşanma yetkisi vermiştir. Boşanan eşler yeniden evlenebilir. Ancak kadın üç defa boşanmış olursa, dördüncü defa aynı erkekle evlenebilmesi için, başka bir erkekle normal olarak evlenip, başka bir evlilik tecrübesi geçirmesi şart koşulmuştur. İşte, kadını önceki kocasıyla yeniden evlenmede helal hale getiren bu ara evliliğine "tahlîl (helâl kılma)" veya "hulle" adı verilir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Yine erkek, karısını (üçüncü defa olarak) boşarsa, ondan sonra kadın kendinden başka bir erkeğe nikâhlanıp varıncaya kadar ona helâl olmaz. Bununla birlikte, eğer bu yeni koca da onu boşarsa, onlar Allah'ın sınırlarını ayakta tutacakları kanaatinde iseler birbirlerine dönmelerinde her ikisi hakkında bir sakınca yoktur" (el-Bakara, 2/230).

Meşrû bir hullenin şartları şunlardır: a) Bir defada veya ayrı zamanlarda üç kere boşanan kadın iddetini tamamlayacak, b) Bundan sonra, başka bir erkekle, sahih nikâhla evlenecek, c) Evlendiği ikinci kocasıyla zifaf meydana gelecek, d) Ölüm veya boşanma yoluyla bu ikinci evlilik sona ermiş bulunacak, e) Kadın ikinci kocadan olan iddetini tamamlamış bulunacak.

İkinci erkekle yapılacak hulle evliliği, boşamak şartıyla anlaşmalı olursa Hanefilere ve bazı Şâfiîlere göre, bu mekruh olmakla birlikte geçerlidir. Yalnız hulle için konuşulan şart yok sayılır. Hadislerde anlaşmalı nikâh yapana "Muhallil (helâl kılıcı)" ifadesinin yer alması bu ikinci nikâhın sahih olduğunu gösterir. el-Evzâî'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Anlaşmalı nikâh yapân ne kötü yapmıştır, ancak bu nikâh câizdir" (es-Sâbûnî, a.g.e., I, 341).

İmam Mâlik, Ahmed b. Hanbel ve bazı Şâfiîlere göre ise, anlaşmalı yapılan hulle evliliği bâtıl olup, bununla kadın ilk kocaya helâl olmaz. Dayandıkları delil şudur: Rasûlüllah (s.a.s) anlaşmalı nikâh yapana ve yaptırana lânet etmiş ve birincisine "kiralık teke" tabirini kullanmıştır (Alûsî, Ruhul-Meânî, II, 141).

Gerçekte anlaşmalı evlilik ilk kocaya gerekli teminatı sağlamaz. İkinci koca boşanmaktan vazgeçerse buna çare bulunmaz. Ancak kadın boşama yetkisi (tefvîz-i talûk) almışsa bunu kullanabilir (bk. el-Cassâs, a.g.e., II, 88, 89; Alûsî, a.g.e., II,141; Tefsiru İbn Kesîr, Mısır t.y., I, 280; es-Sâbûnî, a.g.e., I, 341; Bilmen, a.g.e., II, 109; H. Döndüren, a.g.e., 228 vd.).

3) İddete bağlı evlenme engeli:

İddet; evliliğin ölüm, boşanma veya nikâhı fesih sebeplerinden biriyle sona ermesi halinde, yeniden evlenebilmek için kadının beklemeğe mecbûr olduğu süredir. İddet süresince, kadının başka bir erkekle evlenmesi haram olduğu için, bu geçici engel doğurur.

İddet süreleri: Evliliğin kocanın ölümüyle sona ermesi halinde 4 ay 10 gündür (el-Bakara, 2/234 Kadın gebe ise, bu süre doğuma kadardır (et-Talâk, 65/4). Boşanma hâlinde ise kadın üç hayız (kurû') suresince iddet bekler (el-Bakara, 2/228). Hayız görmeyen küçüklerle, hayızdan ümit kesen yaşlıların iddeti üç aydan ibarettir (et-Talâk, 65/4). Buna göre, henüz ergenlik çağına girmemiş olan kız çocukları ile 55 yaşını geçmemiş bulunan kadınların iddet süresi boşamadan itibaren üç aydır (bk. et-Talâk, 65/4). Evlilik dışında yanlışlıkla veya istekle cinsel ilişkide bulunmuş veya zorla ırzına geçilmiş kadınların nikâhla evlenebilmesi için bir defa hayız görünceye kadar bekletilmeleri gerekir. Buna "istibrâ" denir. Hayız görmekle kadının önceki erkekten gebe olmadığı anlaşılmış olur. Hayat kadınları veya efendisi ile cinsel ilişkide bulunmuş olan cariyeler hakkında da aynı hükümler uygulanır (İbnü'l-Hümâm, a.g.e., II, 383, 384; el-Cassâs, a.g.e., I, 414, 415; İbn Rüşd, a.g.e., II, 40, 41; el-Fetâvâ'l-Hindiyye, I, 526; M. Zihni, Münâkehat ve Müferekat, İstanbul 1324/1906, s. 232; Hamdi Döndüren, a.g.e., s. 231 vd.).

4) Çok karılığa bağlı evlenme engeli: Dört kadınla evli olan erkek, bir beşincisiyle evlenemez. Ancak bu eşlerden birinin ölümü veya boşanma hâlinde bu engel kalkar. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Eğer yetim kızlar hakkında adaletli davranamamaktan korkarsanız, sizin için helâl olan diğer kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olmak üzere nikâh edin. Eğer bu şekilde de adalet yapamayacağınızdan korkarsanız o zaman bir tane ile yahut mâlik olduğunuz câriye ile yetininiz. Bu (tek eş veya cariye) sizin haktan eğrilip sapmamanıza daha yakındır" (en-Nisâ, 4/3).

5) İki hısımla aynı zamanda evlenmekten doğan engel:

İki kız kardeşin birlikte aynı erkekle nikâhlanması hâlinde, önceki tarihli nikâh geçerli, sonraki geçersiz olur. Âyette şöyle buyurulur: "İki kız kardeşi birlikte olmanız da haram kılındı. Ancak cahiliye devrinde geçen geçmiştir" (en-Nisâ, 4/23). Bu yasak hadis-i şeriflerle genişletilerek, karının hala ve teyzesi de yasak kapsamına alınmıştır. Karı ile hala ve teyzesi bir nikâh altında toplanamaz" (Buhârî, Müslim).

6) Başkası ile evli olmaktan doğan engel: Bir kadın için evli bulunmak, başka bir erkekle yeniden evlenmek için bir engel teşkil eder. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Savaş tutsağı olarak sağ ellerinizin mâlik olduğu kadınlar müstesna olmak üzere, diğer bütün kocalı kadınlarla (evlenmeniz de size haram kılındı). (Bu haramlar) üzerinize Allah'ın farzı olarak yazılmıştır" (en-Nisâ, 4/24).

Hamdi DÖNDÜREN

SEVGİ Nedir?

Sevme duygusu, bir kimseye veya birşeye muhabbet besleme hissi.

Sevgi, insanlarda doğuştan bulunan bir duygudur. Sevgi, topluma huzuru ve kardeşliği getiren birleştirici bir unsurdur. Kur'an, kalplerin sevgi ile birleşmesine önem verir. Mü'minin gönlü sevgi ile doludur. Kin ve düşmanlık kâfirlerin özelliklerindendir. Allah Teâlâ iman edenlerin kalplerini sevgi ile birleştirmiş, onları bu sevgi ve bağlılıkla güçlendirmiştir. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:

"Ve kalplerinin arasını sevgi ile birleştirdi. Yoksa yeryüzünde ne varsa hepsini harcasaydın, yine onların kalplerini birleştiremezdin. Fakat Allah, onların arasını sevgi ile birleştirdi..." (el-Enfal, 8/63).

İnsan için en büyük mutluluk, Allah sevgisine ulaşmaktır. Allah Teâlâ, zâlimleri, fesatçıları, kâfirleri, israfçıları, haddi aşanları, kibirlenip böbürlenenleri sevmez. Buna karşılık takvâ sahiplerini, tevbe edenleri, sabredenleri, ihsan sahiplerini, adâletle iş görenleri, ibadetlerini yapanları, tevekkül edenleri sever.

Allah Teâlâ; (Rasûlüm) de ki eğer siz Allah'ı seviyorsanız hemen bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın" (Alû İmran, 3/31) buyurmuş ve Allah sevgisine ancak O'nun emirlerine uymak, Peygamberi'nin yolundan gitmekle ulaşılabileceğini haber vermiştir.

Müslümanın görevi, sevgisini iyiye, güzele ve meşrû olana yöneltmektir. Sevdiğini Allah için sevmeli, sevmediğini de yine Allah için sevmemelidir. Allah'ın sevdiklerini sırf Allah rızası için sevmek, sevmediklerinden yine O'nun rızasını umarak kaçınmak gerekir.

Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: Âllah Teâlâ kıyamet gününde "Benim için birbirlerini sevenler nerede? Onları gölgemden başka gölge bulunmayan bir günde Arşın gölgesinde gölgelendireceğim" buyurur (Müslim Birr ve Sıla, 161).

"Bir kimse din kardeşini severse, sevdiğini o kişiye söylesin " (Riyazü's-Salihîn, I, 413).

Hz. Ömer'in oğlu Abdullah (r.a) şöyle demiştir: "Allah için sev, Allah için buğzet, Allah için dost ol ve yine O'nun için düşman ol. Çünkü Allah'ın dostluğuna ancak bu şekilde erişilir" (Y. Kandehlevî, Hadislerle Müslümanlık, III, 1123).

Şu halde müslüman, her şeye ve herkese karşı, her türlü çıkar düşüncesinden uzak, sırf Allah rızası için, samimi bir sevgi beslemelidir.

İnsan ruhunu olgunlaştıran manevî gıdalardan biri olan sevgi, özellikle çocuklardan esirgenmez. Çocuk ruhunda her türlü iyiliği filizlendirecek olan şey sevgidir. Sevgiden mahrum olarak yetişen çocuklar katı yürekli ve zalim olmaya daha yatkındırlar. Bu mahrumiyet onların ruhunu kesinlikle olumsuz yönde etkiler.

Şamil İA

Yavrum-Şiir

Her taraf melânet,her taraf pislik.
Her şeyden âlâdır Müslümanlık.
Sakın taviz verme,sonu maskaralık.
Allah ve Muhammedi sev yavruml.

Hıristiyanı sevme,Yahudiye yaklaşma.
Bunlar her yerde çıkarırlar kargaşa.
Puta tapar,zulüm ederler vatandaşa.
Sen Müslümansın,unutma,yavrum.

Allah bir Muhammed haktır.
Yalan,iftira,içki,fuhuş yoktur.
Müslümandan başka dost yoktur.
Allahı dost ve yardır yavrum.

Hırsızlık yapma azap çekersin.
Ana,babaya saygıyı bilesin.
Müslümanı vurma,yanarsın.
Allaha itaat etsene yavrum.

İlim öğren,hakikat anlaşılsın.
Şeytana uyarsan sen bir maşasın.
Vatan satılırken,sen oynaştasın.
Sakın ihmal etme yavrum.

Müslüman doğuştan askerdir unutma.
Arkadaşını iyi seç,Allaha kafa tutma.
Helal lokma hayırlıdır,sakın unutma.
Zulüm ile İnsanları aldatma yavrum.

Züppelik,çıplaklık senin neyine.
Birileri saldırırsa senin evine.
Hemen silahı al,mertçe eline.
Namuslu yaşa,.unutma yavrum.

Müslüman'ın yasası Kur'an olmalı.
Muhammed'in sünnetine uymalı.
Beşerî yasalar şirktir,unutulmamalı.
Büyüklerin sözünü dinle yavrum.

mehmet selim polat

Kardeşlik

(BAKARA suresi 83. ayet):

وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ لاَ تَعْبُدُونَ إِلاَّ اللّهَ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً وَذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَقُولُواْ لِلنَّاسِ حُسْناً وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَآتُواْ الزَّكَاةَ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ إِلاَّ قَلِيلاً مِّنكُمْ وَأَنتُم مِّعْرِضُونَ

Vaktiyle biz, İsrailoğullarından: Yalnızca Allah'a kulluk edeceksiniz, ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz diye söz almış ve "İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin" diye de emretmiştik. Sonunda azınız müstesna, yüz çevirerek dönüp gittiniz.
(ÂLİ IMRÂN suresi 103. ayet):

وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişileridiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.
(NİSA suresi 25. ayet):

وَمَن لَّمْ يَسْتَطِعْ مِنكُمْ طَوْلاً أَن يَنكِحَ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ فَمِن مِّا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُم مِّن فَتَيَاتِكُمُ الْمُؤْمِنَاتِ وَاللّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَانِكُمْ بَعْضُكُم مِّن بَعْضٍ فَانكِحُوهُنَّ بِإِذْنِ أَهْلِهِنَّ وَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ مُحْصَنَاتٍ غَيْرَ مُسَافِحَاتٍ وَلاَ مُتَّخِذَاتِ أَخْدَانٍ فَإِذَا أُحْصِنَّ فَإِنْ أَتَيْنَ بِفَاحِشَةٍ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى الْمُحْصَنَاتِ مِنَ الْعَذَابِ ذَلِكَ لِمَنْ خَشِيَ الْعَنَتَ مِنْكُمْ وَأَن تَصْبِرُواْ خَيْرٌ لَّكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

İçinizden, imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, ellerinizin altında bulunan imanlı genç kızlarınız (sayılan) cariyelerinizden alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilmektedir. Hep aynı köktensiniz (insanlık bakımından aranızda fark yoktur). Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost da tutmamaları şartı ve sahiplerinin izni ile onları (cariyeleri) nikâhlayıp alın, mehirlerini de normal miktarda verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınların cezasının yarısı (uygulanır). Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
(MÂİDE suresi 32. ayet):

مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ كَتَبْنَا عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنَّهُ مَن قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعًا وَلَقَدْ جَاء تْهُمْ رُسُلُنَا بِالبَيِّنَاتِ ثُمَّ إِنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم بَعْدَ ذَلِكَ فِي الأَرْضِ لَمُسْرِفُونَ

İşte bu yüzdendir ki İsrailoğulları'na şöyle yazmıştık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. Peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoğu yine yeryüzünde aşırı gitmektedirler.
(HUCURÂT suresi 10. ayet):

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz.
(HUCURÂT suresi 13. ayet):

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ

Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.

Sevgi

(RÛM suresi 21. ayet):

وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O'nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.
______________
Peygamberimiz buyuruyorki:(Kişi sevdiğinin dini üzerindedir.)

9.Haçlı Seferi

İşte ABD ve AB'nin Medeniyeti>>GrenadeGrenadeGrenadeGrenadeGrenadeHıristiyanlık Din değildir,Siyasi ve Tarihi bir oluşumdurBible 2 UydurukItYumurtadan çıktı Big HugKucaklaş Running KucaklaşJeepScreamerDuel GunsZalimProudBible 2

Terk Edilen İslam

Terk Edilen İslam
Gülü Tıkla