ÎMAN ve İSLÂM

بسم الله الرحمن الرحيم
Tıkla>>İMAN ve İSLAM

BESMELE

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيمِ

31 Aralık 2007 Pazartesi

İSLÂM ÂLEMİ: Aile Hayatı

İSLÂM ÂLEMİ: Aile Hayatı

İslam Hukuku

İslam

Ana Maddesinin Alt Şablonu:


İslam Hukuku

g d

İslam

Allah
Kur'an

g d

İslam Dini Huzur Kaynağıdır.Yanlış uyguluyanlar islamın temsilcileri olamazlar.Çünkü islamın kaynakları bellidir.Öğrenmek ve yaşamak gereklidir.

İslam Hukuku Kaynakları

*İslam Hukuku
Kavramları
*Fıkıh * Şeriat * Re'y * İçtihad * Fetva
*Efâl-i mükellefin:
*Farz * Vacip * Sünnet * Mendub * Mübah * (Helâl) *Mekruh * Müfsid * Harâm
Hukuk Kaynakları
*Aslî deliller:
*Kur'an * SünnetİcmaKıyas
*Fer'î deliller:
*Mesâlih-i mürsele * İstihsânİstishâb * Zerâyi'Örf-Âdet-Teâmül * Sahâbî kavli * Geçmiş *Şeriatlar
*Fıkıh Mezhepleri
Sünnilik'te 4 mezhep *Hanefi * ŞafiiMaliki * Hanbeli
Diğer fıkıh mezhepleri *Zeydiyye * Caferiyye * Zahiriyye
*Siyasi Mezhepler
*Sünnilik * Şiilik * Haricilik * Alevilik
*Unvan ve Makamlar
*Merci-i Taklid * Ulema * HalifeMüftü * Kadı * Fakih * Muhaddis *Molla * İmam * *Mevlevi * Şeyh * Pencap Şeyhi * Müceddid * Mevlana * Ayetullah
gd

Muhammed bin Abdullah

"Muhammed bin Abdullah" isminin diğer kullanımları için Muhammed bin Abdullah (anlam ayrım) sayfasına göz atabilirsiniz.
Muhammed bin Abdullah (Arapça: محمد بن عبد الله, tam adı: محمد بن عبد الله بن عبد المطلب بن هاشم بن عبد مناف القرشي; d. 571, Mekke - ö. 632, Medine), İslam dininin peygamberi. İslamî literatürde saygı belirtecek bir şekilde "Hz. Muhammed (s.a.s)" şeklinde anılır. Müslümanlar tarafından en son peygamber olduğuna ve kendisine Allah tarafından Kuran'ın vahyedildiğine inanılır. Mekke'de doğmuş, Veda Haccı'ndan sonra rahatsızlanarak Medine'de vefat etmiştir.
Arapça isimlendirme şekliyle adı Muhammed bin Abdullah (Abdullah oğlu Muhammed) olarak geçer. Müslümanlar adını andıktan sonra "sallallâhu aleyhi ve sellem" (Arapça: صلى الله عليه و سلم) cümlesini söylerler. Yazında ise "S.A.S", "S.A.V" veya sadece "S.A" olarak kısaltılan bu ifade kısaca "Allah'ın selamı onun üzerine olsun" anlamına gelir.
Muhammed Arapçada "övülmüş" anlamına gelir. Ayrıca "Mustafa" veya "Ahmed" ismiyle de anılır (33:40). Ahmed Arapça'da "övgüye daha layık" anlamına gelir.
Kur'an'a göre Muhammed'in geleceği Tevrat'ta ve İncil'de bildirilmiştir [1][2][3]. İslam peygamberi bir hadisinde şöyle demiştir: “Benim ismim Kur'ân’da Muhammed, İncil’de Ahmed, Tevrat’ta Ahyed’dir.” [4][5][6]. Bununla birlikte Yahudi ve Hristiyan Kutsal Kitaplarında Muhammed'den bahsedilmez. İslam'a göre bu durum Tevrat ve İncil'in zaman içerisinde tahrif edildiğine ve değiştirildiğine yorulur. Bazı İslam kaynaklarına göre [7] İncil'de geçen Faraklit İslam peygamberidir

Sırât

Sırât, bir İslam dini terimi.
İslam dininde, sırât cehennem üzerine uzatılmış bir yoldur. İslam inanışına göre tüm insanlar buradan bu yoldan geçecektir (Meryem suresi 19/71-71). Müminler, yani İslam dinine inananlar, dünyadaki eylemlerinin mahiyetine göre hızlı veya yavaş, rahat veya zor, bu yoldan başarıyla geçecekler, kafirlerin, yani İslam dininin esaslarından bir veya daha fazlasını inkar edenlerin, ayakları sürçecek ve cehenneme düşeceklerdir. (Buhâri, Rikâk, 48-52; Müslim, İmân, 81; İbn Mâce, Zühd, 33.)
Sıratın tam olarak ne ve nasıl olduğuna dair kesin bir bilgi yoktur, İslam dininin kutsal kitabı Kur'an'da da sıratın mahiyetinden söz edilmemiştir, sadece varlığı ve insanların ondan geçecekleri belirtilmiştir.

Ehl-i Sünnet

Ehl-i Sünnet
Bir inanç ve âkide etrafında biraraya gelen topluluğun (ümmet), inanç sisteminin, akidesinin oluşmasını temin eden yola ve metoda sünnet denilir. İnsanların bu metodda görüş birliğine varıp, bunu uygulaması da, cemâat diye isimlendirilmiştir. [1] Bu anlam Kuran'da şöyledir:
Allah'ın nice sünnetleri gelip geçmiştir. Yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların âkıbetini görün.[2]
Allah'ın sünneti kesinlikle değişmez. [3]
İslam dininde Ehl-i Sünnetin varlığı şu Ehl-i sünnet dini literatürde İslam peygamberi ve sahabe'yi örnek kabul eden müslüman toplumunun büyük bir kısmına denir. Genelde kısaca "Sunnilik" olarak bilinir. Bu grup sünnete bağlı olduğu ve cemaat ruhundan ayrılmadığı için Ehl-i Sünnet ve'l-cemaat adıyla da anılır. Ehl-i Sünnet temel inanç konularında fikir birliği içinde olmasına rağmen bir takım detaylarda kendi içinde mezheplere ayrılmıştır. İslam pergamberi hadisde fırka-i naciyye, kurtuluş fırkası olarak bildirdiği tek bir itikad mezhebi vardır. O da Ehl-i sünnet vel-cemaat mezhebidir.
Şehristani (549/1154) İslâmi fırkaları; Kaderiyye, Sıfatiyye, Hâriciyye, ve Şiâ olarak dört ana gruba ayırmış, yetmişüç fırkanın bunlardan yayıldığını belirtmiştir. [4]
imam-ı Matüridi ve imam-ı Eşari bu mezhepte iki itikad imamıdır ve bu mezhebi yaymışlardır.

İslam ile ilgili bu madde bir taslaktır. İçeriğini geliştirerek Vikipedi'ye katkıda bulunabilirsiniz.

Ehl-i sünnet olmak için gereken itikatlardan bazıları şunlardır: [değiştir]
Kur’anın Allah kelamı olup, mahlûk (yaratık) olmadığına inanmak.
Ehl-i kıbleyi tekfir etmemek, yâni namaz kılan müslümana işlediği günâhlardan dolayı kâfir dememek.
Ehl-i kıble denilen kimsenin bir inanışı, ma’nâsı açık olan kat’i bir delîle zıt ise, küfür olur. Böyle bir kimse, namaz kılsa da, her ibâdeti yapsa da kâfir olur.
Sahabelerin tamamını sevmek, hiçbirini kötülememek.
Ebû Bekir ve Ömerin halîfe olduğuna ve üstünlüklerinin halîfelik sırasına göre olduğuna inanmak.
Cennette Allahü teâlânın görüleceğine inanmak.
İbadeti imandan parça bilmemek.
Kendi îmânından şüphe etmemek.
Mest üzerine meshin dinden olduğunu kabûl etmek.
Tasavvufu inkâr etmemek.
İyilik ve kötülüğün, hayrın ve şerrin Allahü teâlânın takdîri ile olduğuna inanmak.
Miracın ruh ve beden ile birlikte olduğuna inanmak.
Enbiyânın mûcizesine, evliyânın kerâmetine inanmak.
Sırât köprüsüne inanmak.
Kıyâmet günü yapılacak şefâ’ate inanmak.
Kabir suâline inanmak.
Kabir azâbının rûh ve bedene olacağına inanmak.
Bugün için dört hak mezhebden birine uymak, mezhepsiz olmamak.
Kabir ziyâretinin, peygamberden ve evliyâdan yardım istemenin câiz olduğuna inanmak.
Okunan Kur’ân-ı kerîmin ve verilen sadakanın sevâbını ölülere göndermenin câiz olduğuna, bu sevâpların ve duâların ölülere vâsıl olarak, azaplarının azalmasına sebep olacağına inanmak.

Dış Bağlantılar
Herkese Lâzım Olan Îmân
Tam İlmihâl-Se’âdet-i Ebediyye
Hakikat Kitabevi

Dipnotlar
^ Şehristânî, el-Milel ve'n-Nihal, (el-Fisâl kenarında), I, 47
^ Al-i İmran Suresi 3:137
^ Fatır Suresi 35:43
^ Ebu’l Feth Şehristani, a.g.e, 1:15
"http://tr.wikipedia.org/wiki/Ehl-i_S%C3%BCnnet"'dan alındı

Tirmiz

Tirmiz (Özbekçe: Termiz) Özbekistan'ın güneyinde Afganistan sınırı yakınlarında yer alan bir şehir.
Şehre ismini büyük İskender'le beraber gelen yunanlılar vermiştir. Tirmiz (termos) Yunanca'da sıcak veya sıcak yer anlamına gelir. Tirmiz, hala Özbekistan'ın en sıcak yeridir. Surhanderya vilayetinin merkezi olan şehrin nüfusu 141.000'dir. Hadis bilgini Tirmizi bu şehirde doğdu.
Müslümanların fethinden sonra önemli bir islami mekez durumuna gelen Tirmiz, 19. yüzyılın sonlarına doğru Ruslar'ın eline geçti. Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgali sırasında (1979 - 1989) şehir Rus orduları için önemli bir geçit noktası oldu. 100.000'den fazla Rus askeri şehirde mevzilendi. Şehirdeki hava üssü, 2001 yılındaki Afganistan harekatında kullanıldı. Tirmiz 1991'de bağımsız olan Özbekistan'ın bir şehri haline geldi.
Amuderya Nehri kıyısında yer alan şehrin nüfusunun büyük bir bölümünü Özbekler ve Tacikler oluşturur. Taciklerden sora sırasıyla Ruslar ve Türkmenler gelir.

Kütüb-i sitte

Kütüb-i sitte (Arapça: الكتب الستة‎, Farsça: صحاح سته). Altı kitap anlamına gelmektedir. Ehl-i Sünnet tarafından en sağlam hadis kaynakları olarak kabul edilmektedir.
Sahih-i Buhari (صحيح البخاري)
Sahih-i Müslim (صحيح مسلم)
Sünen-i Nesai (النسائي سُنن)
Sünen-i Tirmizi (سُـنَن الترمذي)
Sünen-i Ebu Davud (سُنن أبو داوود)
Sünen-i İbn Mace (سُنن ابن ماجة)

İmam Buhari

İmam Buhari, Buhara'lı bir muhaddistir.
Arap geleneklerine göre adı Ebu Abdillah Muhammed bin İsmail bin İbrahim bin el-Mugîre bin Merdezbehe-l' Cufî el-Buhârî. Yazdığı Sahih-i Buhari diye bilinen ( orijinal adı الجامع الصحيح el-Camiu's-Sahih) eser sonradan Kütüb-i sitte diye anılan serinin ilk kitabını oluşturur. Hicri 13 Şevval 194 tarihinde, (21 Temmuz 810 milâdi) bugün Özbekistan'da bulunan Buhara şehrinde doğmuştur. Hicri 256 senesinde ise (Milâdi 869) vefat etmiştir. Buhara'da doğduğundan ismi Buhari kalmıştır. Genç yaşta annesinin terbiyesi altında Arapça'yı ve Kur'an'ı öğrenmiştir. Babasından kalan servet onun hiç kimseye muhtaç kalmadan ilim öğrenmesine vesile olmuştur. İmam olarak anılan Buhari Islam dininin en büyük muhaddisi sayılır. Buhari'nin hadis eserleri sayesinde Müslümanlar peygamberlerinin sünnetini daha iyi öğrenebilmişlerdir.

İbadet

İbadet,Allah'a karşı gösterilecek saygı, tazim ve hürmet demektir. Ibadet, Allah'ın emirlerini yerine getirmek, yasakladığı bütün haramlardan uzaklaşmak manasındadır.

Hadis ve Muhteviyatı

Hadis (Arapça: الحديث), İslam dininde, Muhammed'in değişik olaylar ve sorunlar karşısında inananları aydınlatmak, Kur'an'ın bazı ayetlerini daha açık bir dille ifade etmek için söylediği iddia edilen sözler bütünüdür.
Hadis'in içerikleri, genel olarak, aslı içeriği olan 'Metin' (متن) ve Ravi (rivayet edenler)'nin adlarını sıralanan 'İsnâd' (إسناد) olmak üzere iki bölümden ibarettir. Hadis alimleri Hadis kavramını "Peygamber'in söz, fiil ve takrirleri" şeklinde tarif ederler.
Hadis, dinî bilim olarak , bu çerçeve içinde, Muhammed peygamberin sözleri ile davranışlarını, eylemlerini aktaran bilgileri derleyen, bu bilgileri yazılı bir biçimde düzenleyip sınıf­landırarak inceleme çabasına karşılık gelir. Ancak hadislerin bizzat peygamber tarafından yakılmış olması onun dine Kur'an dışında kaynak getirmemek isteği olarak da yorumlanmıştır.

Kapsamı
Muhammed'in (Kur'ân-ı Kerîm'de tesbit edilmiş olan vahyin dışında) söylemiş olduğu rivâyet edilen sözleri,
Onun yazdırmış olduğu mektuplar ve evrâk,
Peygamberin vasıflarını haber veren rivâyetler,
O'nun bir olay karşısında izhâr ettiği tutumunu ve tavrını anlatan rivâyetler,
Peygamber'in hâl-i hayâtında vuku bulmuş bir olaya şâhid olanların rivâyetleri,
hadis ilminin ve hadis teriminin kapsamını oluşturur.

Türleri
Hadis ilminde hadisler ravisine, senedine, doğruluğuna, geliş şekline göre sınıflara ayrılır. Esas olarak üç hadis türü vardır:
Sahih (صحيح‎) hadîs: Ravi ve senet itibariyle kesinlikle şüphesiz gelen hadisler.
Hasen ('حسن) hadîs: Yazılışında kusur bulunan hadisler.
Zayıf (ضعيف) hadîs: Senedinde ve metninde bir illet bulunan hadisler.
Uydurulmuş sözlere ise mevzu denilmektedir.
Hadis, Kur'an'dan sonra ikinci kaynaktır. Kur'an'ın tefsirinde hadis başlıca kaynaktır. Hadis, sünnetin yaslandığı kaynaktır. İslam mezheplerinin doğuşunda hadisler farklılıklara yol açan birer fıkıh usulü kaynağı da sayılır.

Hadis İlmi
İslam'da Kütüb-i sitte denilen temel hadis kitapları:
İmam Buhari
Müslim
Ebu Davud
Tirmizi
Nesai
İbn Mace'nin yazdığı kitaplardır.
Buhari ve Müslim'e sahihayn denilir, Sahihleri ile meşhur iki hadis yazarıdır. Diğer dört hadis yazarının kitapları Sünendir. Diğer hadîs kitabı türleri: Cami, Müsned, Mucem, Müstedrek, Mustahrec, Cüz, Tabakat.
Hadîs ilimleri usul ve esastan meydana gelir: Usuli Hadis, hadislerin ravisini, senedini, metnini araştıran ilim dalıdır. Hadisi kimin rivayet ettiğini, hadisin kesintili olup olmadığını, metnin doğruluğunu araştırır. Alt ilim dalları vardır.
Cerh ve Ta'dil, raviyi kabul (cerh) veya reddi (tadil) ele alır.
Rical, ravilerin hayatını ele alır.
Hadis ihtilafı, birbiriyle çelişen hadisleri karşılaştırır.
İlelilhadis, hadisin doğruluğunu zedeleyen gizli noktaları aydınlatır.
Garibulhadis, hadislerde geçen terimleri araştırır.
Nasih ve Mensuh, hükmü kalkmış hadisleri araştırır.
Kutsi hadis, manası Allah'tan sözü peygamberden olan hadisleri ele alır.
Sahabilerin Sahife denilen hadis mecmuaları vardır. Halife Ömer bin Abdülaziz, 719 yılında hadislerin toplanmasını emretti. İmam Buhari (810-869) her yeri dolaşarak hadisleri topladı, meşhur Sahihini yazdı. Buhari bahsedilen hadisleri topladığında hadis nakledenlerin en az üç dört nesli ölmüştü. Bu durum da hadislere kuşkuyla bakılma nedenlerindendir. Son halife Ali zamanında hadis uydurmaları başladı. 12. yüzyıldan sonra ise hadis okulları açıldı.
İslam bilim geleneğinde tefsirin hadise olan ihtiyacı, hadisin tefsire olan ihtiyacından fazladır denilmiştir. Bu nedenle hadis çok önemli bir dini kaynak olmuştur. Fıkıh ve tefsirin vazgeçilmez kaynağıdır. Fıkıh mezhepleri arasındaki görüş ayrılıkları hadislerin farklı yorumlanmalarındandır.
Şeriatın dayandığı unsurlar; Kuran, Hadis, İcma, Kıyas, Örf ve Maslahat. Zamanla inanç ve eylemde mezhepler belirince İslam, Sünni ve Şii olarak iki ana akıma ayrıldı. Esasında bunlar arasında uzlaşmaz çelişkiler yoktu, ayrılık siyasal yöndeydi. Halifelik Ali'ye verilmemişti, Ehli Beyte zulüm yapılmıştı. Şiilik veya Şia bu inançla doğdu. Şia'nın hadis kaynaklarının Sünni kaynaklarla zaman zaman uyuşmaması da bu sebepledir. Hukuki birçok meselede Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli mezhepleriyle olan görüş ayrılıkları esasta değil teferruattadır.
Hadis Ehli, peygamberin hadislerini toplayıp buna göre hayatını düzenleyenlerden oluşuyordu. 7. yüzyılda Kelam bilimcileri ile Hadis Ehli arasında tartışmalar çıktı. Akıl ile nakil tartışmalarına izleyen dönemde felsefeciler de karıştı. Son dönem Osmanlı ulemasında dahi imparatorluğun çöküşü sırasında bu tartışmalar yeniden yaşandı.

Hadis Terimleri
Sünnet: Peygamberin hayat tarzı ve dini mirası, hüküm çıkarılan hadisler, peygamberin, sonra ashabının, sonra tabiinin, sonra ümmetin örnek aldığı usul
Sünnetullah: Allah'ın hükmü ve yasaları
Metluv vahiy: Kuranı Kerim
Gayri metluv vahiy: Hadisler
Siret: Peygamberin hayatı, ahlakı, dış görünüşü (çoğulu siyer)
Hadis: Peygamberin söz, iş ve takrirleri, ayetlerin tefsiri, haber, Kuran'ın tatbikatı, vahyi gayri metluv
Eser: Ashabın sözlerinin de içinde olduğu hadis
Haber: Kuran, hadis, ashab ictihadı ve diğer bilgilerin tümü
Ashab: Peygamber zamanında yaşayıp, onunla görüşmüş, müslüman ve aklı başında insanlar
Tabiin: Ashab zamanında yaşayanlar
Tebeut Tabiin: Tabiinden hadis nakledenler
Mütevatir: Peygamber zamanına şahit olmuş kişilerin ittifakla bildirdikleri söz
Meşhur: Peygamber zamanında değil, tabiin ve sonrakilerce tevatürle nakledilmiş söz
Vahid Haber: Bir veya birkaç kişinin naklettiği söz (fıkıhta delil hükmüne geçmez)
Gayri sahih: Karışık söz, neshe uğramış (zayıf ama uydurma değildir)
Mevzu: Uydurma, gerçek dışı (nakli bile günahtır)
İstinbat: Hüküm çıkarma
Muhaddis: Hadis bilimci (hadislerin anlamından çok ifade ve sağlamlığına bakar)
Fakih: Hadisin sebebi, siyakı, maksadı ve delaleti ile meşgul olan kişi
İsrailiyat: Mevzu söz, uydurmalar
Sıhhat: Hadiste aranan doğruluk şartı (akla aykırılık, Kurana aykırılık, İslam'ın ruhuna aykırılık, fıtrata ve tabiata aykırılık, tarihe aykırılık yönünden)
Kezzabin: Yalancılar
La tectemiu ümmeti aled dalale: Ümmetin, dalalet üzerinde birleşmeyeceğini ifade eden cümle (topyekün herkes hata yapamaz anlamında)
Nesh: Bir hadisin diğerinin zorluğunu hafifletmesi
Rivayet: Dedi, rivayet etti, haber verdi, bildirdi ifadeleriyle belirli kişilerin belirli şartlarla bir metni kaynağına götüren zincir
Tedvin: Derleme
Dirayet: Ebu Hanife'nin sıhhat için mana rivayetini kabul etmemesi, söz zincirinde ravinin şurasını hatırlamıyorum dediği durum, usul ve metin incelemesi, Ebu Hanife'nin 17 hadise tam intibakı.
İmla: Söyleyerek yazdırma
Tevsik: Doğruluğu kanıtlama
Yemin: Hadis rivayet edene önce yemin ettirmek (Halife Ali'nin uyguladığı bir yöntemdir)
Sika: Güvenilir
Garib: Şaz, bir kişiden gelen nakil .
http://tr.wikipedia.org/wiki/Hadis

İslam Şeriatının Kaynakları

İslam şeriatı klasik olarak temelde dört delile dayanır. Bunlar Şer'i deliller olarak da anılan: Kitap Kur'an, Sünnet, İcmâ' ve Kıyas'tır.
Kur'an, içerdiği hükümler)
Sünnet, (İslam'ın son peygamberi Muhammed'in söz ve fiilleri)
İcmâ' (İslam bilginlerinin görüş birliği içinde bulundukları konular)
Kıyas, (birbirine benzeyen meselelerin hükümlerinde de benzerlik bulunması)
Fakat azınlıktaki bazı İslam hukuku bilginleri bu dört temel delilden İcmâ' ve Kıyas'ı kabul etmemişlerdir; Zahiri mezhebi gibi.
Bir hükmün İslami nitelik taşıması bu kaynaklardan birisine dayanmasına bağlıdır.
Şerîat hükümleri Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyastan başka fer'î deliller adı verilen maslahat (toplum yararı), örf ve adet, İslam'dan önceki şeriatlar (Şer'ü men kablena), Sahabe görüşleri (Sahabi kavli) gibi delillere dayanılarak müctehitlerce bir sistem halinde açıklanmıştır.
İslam dininin en önemli İslam hukuku bilginlerinden olan; Ebû Hanîfe (ö. 767), Şâfiî (ö. 819), Mâlik b. Enes (ö.795) ve Ahmed b. Hanbel (ö. 855)'in temsil ettiği İslam hukuku (fıkıh) ekolleri şer'î hükümleri bir bütünlük içinde sistemleştirmişlerdir.
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eeriat

Şeriatın Üç Ana Bölümü

Klasik İslam hukuku (fıkıh) alimleri, şeriatı üç ana bölümde incelemiştir: İbadetler, muâmeleler ve ceza hukuku.
İbadetler: İbadet İslam'da, genel olarak Allah'ın hoşnut ve razı olduğu her çeşit eylemi kapsamına alır. Özel anlamda ise, âyet ve hadislerde özel şekil ve şartları belirlenen ibadetlerin uygulanması kastedilir. Namaz, oruç, hac, zekât ve kurban İslam'daki ibadete örnek olarak verilebilir.
Muameleler: İnsanlar arasında medenî, ticarî, ekonomik ve sosyal bütün ilişkileri, insanların devletle ve devletlerin de birbirleriyle münasebetleri bu bölümde yer alır. İslam dini doğumdan ölüme kadar evlenme, boşanma, nafaka, velâyet, vekâlet, vesâyet, miras, alış-veriş gibi toplum hayatının gereği olan tüm medenî muâmelelere ve hatta devletler hukukuna ait hükümler getirmiştir.
Ceza hukuku: İslam şeriatının kullanımda olduğu bir İslam ülkesinde, İslam dininin emir ve yasaklarına uymayan ve/veya toplumsal düzeni bozmaya çalışan kimselere karşı verilecek bedeni, mali veya caydırıcı bazı cezai hükümleri kapsar.
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eeriat

Şeriat Nedir?

Şeriat, Arapça kökenli bir sözcük olup; "yol, mezhep, metod, âdet, insanı bir ırmağa, su içilecek bir kaynağa ulaştıran yol" anlamına gelir. İslam dinindeki terimsel anlamı ise "ilâhî emir ve yasaklar toplamı", "İslam'ın kutsal kitabı Kur'an'ın âyetleri, İslam'ın son peygamberi olan Muhammed'in söz ve fiilleri (sünnet/hadis) ve İslâm bilginlerinin görüş birliği içinde bulundukları hususlara dayanan ilâhî kanun"dur. Bu açıdan anlam olarak din terimine benzeyen şeriat teriminin din teriminden farklılığı kullanım şeklindedir. Zira şeriat, "dinin insan eylemlerine (amel) ilişkin hükümlerinin bütünü", "dinin dışa yansıyan görüntüsü ve dünya ile ilgili hükümlerinin tamamı", "İslam Hukuku" gibi anlamlar için kullanılmaktadır. Kısaca dini hükümlerin bütünü ve dinin dünyevi ve maddi yönü olarak tanımlanabilir.
Şeriat sözcüğü şer' (الشر ع) sözcüğü ile aynı kökten gelmektedir. Bu sözcük beyan etmek anlamında olup, şeriat koymak manasında da kullanılır. Şeriat koyana "Şâri'"denir. İslam dininine göre tek şâri' yani şeriat koyucu (yani kural/hukuk koyucu) Allah'dır. Allah'a bundan dolayı "Şâri-i Hâkim" veya "Şâri-i Mübîn" denildiği de olur. Ayrıca, İslam dininde peygamberler Allah'ın hükümlerini yani şeriatını ortaya koydukları ve insanlara haber verdikleri nedeniyle şari olarak anılabilirler. Şeriat sözcüğünün çoğulu "şerâyi"dir.
Şerîat kelimesi diğer kanunlar için de kullanılabilir. "Musa'nın şerîatı", "Zerdüşt şerîatı" gibi. Kelimenin terim anlamı Mekke'de inen şu âyette görülür: "Sonra seni bu işte apaçık bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy. Hakkı bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma" (el-Câsiye, 45/18). İslam inancına göre son peygamber olarak kabul edilen Muhammed'den önce de birçok peygamber gelmiştir, bu peygamberlerin çoğunun Allah tarafından yeni bir şeriat yani kanun bütünü ile gönderildiğine inanılır, Muhammed'in getirdiği şeriat ta önceki şeriatların bir devamı ve tamamlayıcısı niteliğindedir. Bu İslam'ın kutsal kitabı Kur'an'ın şu ayetinde görülebilir: "Allah dini doğru tutmanız ve onda ayrılığa düşmemeniz hususunda Nuh'a tavsiye ettiği, sana vahyettiğimiz, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiyede bulunduğumuz dinle ilgili hususları size şerîat olarak koydu” (eş-Şûrâ, 42/13). .
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eeriat

16 Aralık 2007 Pazar

Örtünmek Allahın Emridir

24/31- Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut, kocalarının babalarından yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!

1 Aralık 2007 Cumartesi

Çağdaşlık

Türkan Saylan’ın derdi...
Ekrem Kızıltaş ekiziltas@milligazete.com.tr
16.04.2007
Çağdaş Yaşamı Destekleme Denneği Başkanı Prof, Dr. Türkan Saylan, İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Yerleşkesi’nde ‘Türkiye’mizin çağdaşlaşma sürecinde laiklik’ konulu toplantıda: “Türkiye’nin bölünmesine, ırkçılığa yönelmesine, binlerce yıl öncesinin Arap ve İran âdetlerinin gelmesine karşıyız. Çocuklarımızın sıra üstünde namaz kılmasını değil bale yapmasını istiyoruz. İnancın insanların iç dünyasında saklı olmasını istiyoruz.” demiş.
Türkan Saylan, bununla da kalmamış tabii. Nedendir bilinmez: “Biz Türkler hep akın etmişiz; yakıp yıkmışız, başkalarının yaptıklarını yakıp yıkmışız.” da demiş…
Prof. Türkan Saylan bir hekim. Dermatoloji, özellikle de Cüzzam hususunda uzman ve sosyal çalışmalara da meraklı... Bütün bunlar iyi de, durup dururken “Çocuklarımızın sıra üstünde namaz kılmasını değil bale yapmasını istiyoruz” da ne demek oluyor?..
1997’de telefonla katıldığımız, canlı yayınlanan bir radyo tartışma programında da sormuştum Prof. Dr. Türkan Saylan’a: “Siz kimsiniz ve ne hakla bu ülke insanının çoluk çocuğunu nasıl yetiştirmesi gerektiği hususuna karışmaya cüret edebiliyorsunuz?” diye.
Prof. Saylan o gün de, bugün olduğu gibi, ‘çocuklara din eğitimi verilmemesi gerektiğini’ söylüyordu.
“Sen de kimsin?..”
Tartışma programında, önce ‘kendisinin ve kendisi gibi düşünenlerin çoluk-çocuğunu nasıl yetiştireceğine, yani bale kursuna ya da Kur’an kursuna gönderip göndermemesi hususuna karışan olup olmadığını’ sormuştum.
Kendisine bu hususta karışan olmadığını söyleyen Saylan, ‘o halde siz kim oluyorsunuz da, benim ya da bir başkasının çocuklarına nasıl bir eğitim vermesi gerektiği hususunda, bu kadar cesur sözler ediyorsunuz?.. Başkalarının işine nasıl bu kadar rahatlıkla karışabiliyorsunuz?’ sorusu üzerine bocalamaya başlamıştı. Anlaşılan kendi sözlerinin mutlaka kabul edilmesi ve kesinlikle tartışılmaması gerektiğine inanıyordu.
Nezaketin sınırları, hakların ihlal edildiği alanda bittiği için programın bundan sonrası Prof. Türkan Saylan için hiç de hoş olmadı.
Türkan Saylan, bugün de aynı. “Çocuklarımızın sıra üstünde namaz kılmasını değil bale yapmasını istiyoruz” derken de, aslında kendi çocuklarından ya da kendisi gibi düşündüklerini varsayabileceğimiz insanların çocuklarından bahsetmiyor. O, bizim çocuklarımızdan bahsediyor. Yani üzerlerinde zerre kadar bile söz hakkına sahip olmadığı bizim yavrularımızdan.
Çocuklar, bizim çocuklarımız…
Yani Türkan Saylan, bizim çocuklarımızın nasıl yetiştirilmesi gerektiği hususunda söz söylüyor ve bu konuda bu kadar pervasızca söz söyleme, söyleyebilme hakkını nereden aldığı da hala meçhul…
Prof. Türkan Saylan’ın neden böyle davrandığı, yani kendisini hiç ilgilendirmemesi gereken hususlara neden bu kadar meraklı olduğu konusu bir muamma. Kimine göre konu annesi ile alakalı. Saylan’ın annesi Lili Mina Raiman, İngiltere doğumlu ve Katolik Hıristiyan. Ancak 1936 yılında Müslüman olarak Leyla ismini aldığı biliniyor.
Türkan Hanım’ın çocukluğunda Kur’an Kursu’na gidip gitmediğini ve dolayısıyla Kur’an Kursu hocası tarafından dövülüp dövülmediğini bilmiyoruz.
Başında bulunduğu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin çeşitli yabancı fonlardan destek aldığı söyleniyor. Aynı derneğin Misyonerlik faaliyetlerine bulaştığı şeklinde de MİT raporları var.
Ancak Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği başkanlığı yapan birisinin bu kadar gerici laflar edebilmesini, yani kendisini ilgilendirmeyen konularda, bireylerin özgürlük alanlarına müdahale eder tarzda davranmasını, doğrusu yine de anlayamıyoruz.
Her hal ü karda, Prof. Dr. Türkan Saylan’ın bir sıkıntısı var. Ama ne, bunu bilmiyoruz. En azından şimdilik.
http://www.milligazete.com.tr/?action=show&type=writersnews&id=12024
http://www.milligazete.com.tr/

9.Haçlı Seferi

İşte ABD ve AB'nin Medeniyeti>>GrenadeGrenadeGrenadeGrenadeGrenadeHıristiyanlık Din değildir,Siyasi ve Tarihi bir oluşumdurBible 2 UydurukItYumurtadan çıktı Big HugKucaklaş Running KucaklaşJeepScreamerDuel GunsZalimProudBible 2

Terk Edilen İslam

Terk Edilen İslam
Gülü Tıkla